pelinsel
84 Takipçi | 0 Takip
Hakkımda


Bir İzmirli olarak, hayran olduğum şehirden biraz uzak bir şehirde öğretmenlik yaparken, hayatın merkezine eğitim ve edebiyatı koyarak, çevresinde yavaşça yürümeye çalışıyorum...

Kendimi tanıtma çabasında değilim, olmadım da bu güne kadar...

Bu blog sayfasını yazılarımı bir araya toplamak amacıyla oluşturdum, tek ricam isimsiz alıntı yapılmamasıdır.

Saygılarımla...

Pelin ÖZASLAN


İletişim Adresi:

pelinozaslan87@gmail.com


ZİYARETÇİ DEFTERİM



NELER YAZMIŞLAR


BEN DE YORUM YAZMAK İSTİYORUM


Önceki ziyaretçi defterim -ne yazık ki içerisindeki güzel yorumlarla birlikte- artık açılmadığı için onu iptal edip yerine yeni bir ziyaretçi defteri oluşturmak zorunda kaldım... Bilginize...
Kategorilerim

Deneme Yazıları

Yaşamın İçinden

Şiir

Öylesine

Şairlerin Kaleminden

=Pelinsel Cümleler=



Umut enstitüsünün başarılı bir öğrencisiyim ben; ne sınıf geçme kaygım var ne de devamsızlık sorunum...(Pelin)

Küçükken düşünce dizlerim kanardı, yine düştüm yine kanadı; ben büyüdüm zannederken demek ki bir yanım hep çocuk kaldı...(Pelin)

Çekince koptuğu için mi bilinmez ama en çok çekilmez olduğu zaman güzel geliyor hayat bana...(Pelin)

Kendimiz onuncu köyde yaşadığımızdan seviyoruzdur belki de dokuz köyden kovulmuş insanları...(Pelin)

Her şey bitti dediğim anda mucizeler yaratıyor, mucize beklediğim anda her şeyi bitiriyorsun... Biliyor musun hayat sen beni çok yoruyorsun...(Pelin)

Kulaklarımda süslü bir küpeydi aşk, alıp fırlattım bir kenara; artık ağırlığı yoktu bedenimde ama görüntümde bir şeyler eksik kaldı...(Pelin)

Yakışmadığı halde kırmızı ruj sürmekte ısrar eden biri kadar ısrar ediyoruz hayat seni yaşamaya, yakışmadığını bile bile...(Pelin)

Ben haklıyım, sen haklısın, onlar da haklı; haksızlık ise hepimizin haklı olması...(Pelin)

Önce saklambaç oyununda kendi kendimi saklayasım, sonra da başka bir oyuna dalıp sakladığım yerde kendimi unutasım var...(Pelin)

İnsanlar vardır hayattan beklentileri olan, hayatlar vardır insanlardan beklentileri olan... Her iki durumda da mutluluğa ulaşmak zordur... Mutluluk; ulaşılması güç olan hedeflere ulaşamamak ancak ulaşma umuduyla yaşamaktır aslında...(Pelin)

3.vitesinde gibiyim hayatın; yavaşlasam kızıp kornaya basanlar var, hızlansam ceza kesenler...(Pelin)

Önsözü özenle hazırlanmış ancak yazılması yarım bırakılmış bir kitap gibiydi yaşam...Başlangıcı sağlam, sonu belirsiz...(Pelin)

-Elden gel…
-Elden mi geleyim? Oysa ben yanlış duraklara uğramadan gelmek istemiştim sana, elleri sokmadan aramıza…(Pelin)

Kulaklarımda süslü bir küpe oldu aşk; takınca beni tamamladı, çıkarıp yerine koyunca aklım hep onda kaldı… (Pelin…)

Diğer İçeriklerim (237)
Tüm içeriklerim
Savunmam

Yazılarımın, şiirlerimin, öykülerimin; yazdıklarımın ya da yazamadıklarımın, ulaşabildiklerimin ya da ulaşamadıklarımın ve de ayrıca kördüğüm olmuş olan bütün duygularımın; tek sorumlusu, tek suçlusu ve aynı zamanda tek üreticisi bizzat ve bir başıma benim... Bütün suçu üstlenmek suretiyle doğru ya da yanlışın hangisi olduğunu bilmediğimi itiraf ederim...

Suçlamalarda üç noktalara kafayı takmış bir deli olduğum söylense de savunmamda; yaşadığımız böylesi bir karmaşık düzende, dengesiz dünyanın dengeli insanlarından birisi olmaya çalışırken, hayata bir iz bırakma çabasında olduğum yazar sadece...

Bu güne kadar yaptıklarımın hafifletici sebepler olması dolayısıyla şimdi sizlerden tutuksuz yargılanmayı talep ediyorum......

Yaşadığımız garip bir dünya; ama ondan daha da garip olan bir şey varsa o da benim işte... İşte belki tüm bunlardan dolayı ya da belki de sadece kendimden dolayı, her ne kadar adımın ilk harfinin büyük yazılması beni özel yapmaya zorlasa da ben tıpkı geriye kalan harfler misali basit olma çabasındayım... Ama yine de biliyorum ki başka bir ben daha yok bu dünyada ve olmayacak da... :))

Kim miyim ben?

Pelin...

Gün gelir siz de tanırsınız beni...

Saygılarımla...
Takipçilerim (84)
.................................




Pelin ÖZASLAN ©
2008-2017 [...]
Tüm Hakları Saklıdır


25 11 2012

(UZUN) BİR NOT

(UZUN) BİR NOT |  görsel 1

  Ruhum hasta doktor benim… Anlayabiliyor musun… Ben ne diyorum, sen nelerle uğraşıyorsun… Boşver be doktor, boşver…   Gel hadi bugün benimle, blog sayfama ziyarete gidelim seninle…   Yoo, yanlış gelmedik, evet biliyorum son geldiğinde böyle değildi sayfam, değiştirdim bugün biraz… Ne yapayım doktor, her şey her zaman benim istediğim gibi olmuyor bu hayatta… İlk zamanlarda olduğu gibi başıma buyruk yazamıyorum mesela artık, suskunluklarımın süresi de uzadı… Yorumları, eleştirileri daha bir dikkate alır oldum ayrıca… Okuyucu memnuniyeti her şeyin başında gelir oldu anlayacağın… Evet, okuyucular dedim doktor, şaşırma, memlekette saçmalamalardan hoşlanan insan çokmuş, ben de sonradan öğrendim… Kimisi beni utandıracak derecede takip ediyor mesela, kimisi de sessizce uğrayıp geçiyor, kimisi ise sırf beni merak ettiğinden okuyor, neyim kaldıysa artık merak edilecek…   Blog sayfamın arka fon rengini karanlık buluyorlarmış doktor, okuması zor oluyormuş, göz yoruyormuş, nerden bilecekler ki onlar ruhumu en iyi yansıtan rengin siyah olduğunu… Gözlerden çok yüreklerin yorgun olduğunu… Ama olsun, söz dinlemek lazım arada... Sırf bu yüzden değiştirdim zaten fon rengini, halen siyah olmasını tercih etmeme rağmen… Yazıların yorumlar kısmına yorum yazamıyorlarmış bir de, mail yollayarak yorum yazmak yorucu oluyormuş… Ona da peki dedim be doktor, o sorunu da hallettim… Yazsınlar bakalım artık onlar da düşüncelerini… Bir şey daha vardı be doktor, hatırlayamıyorum, sahi ne olacak benim bu unutkanlık sorunum… Kahveyi azalttım dediğin gibi, kullanmamak için epey direndiğim vitaminlere de başladım ama yine de çabuk unutuyorum her şeyi, herkesi… Doğru dedin doktor, belki de işi... Devamı

11 11 2012

SENFONİ

SENFONİ |  görsel 1

  Nefes alamıyorum… İnsanlar, insanlar, insanlar…Her yerdeler… Kaçamıyorum… Ne tarafa dönsem bir yenisi, ne tarafa baksam başka birisi… Görmüyorlar, duymuyorlar, bilmiyorlar ama her tarafımdalar… Sıklaştırıyorum adımlarımı, iliklerime kadar işliyor rüzgâr, yağmur yağmaya başlıyor üzerime usul usul… Duyuyorum seslerini, duymak istemiyorum. Bir şarkı mırıldanmaya başlıyorum uğultu senfonisini duymamak için ama işe yaramıyor. Konuşuyorlar, duymuyorlar, anlamıyorlar... O kadar kalabalığım ki hiç eksik olmuyor kulağımdaki senfoni uğultusu… Ruhumu titretecek derecede yüksek tondan vurmaya başlıyor müzisyenler çalgılarına… Dayanamıyorum… Çöküyorum bir kaldırım taşına, kapatıyorum kulaklarımı, eğiyorum başımı dizlerimin üzerine doğru… Susuyorlar… Tepki vermiyorlar… Kalabalığım kadar yalnızım… Kalabalığım karışıyor yalnızlığıma, zihnim dumanlanıyor, düşünemiyorum, nefes alamıyorum, konuşamıyorum, ağlayamıyorum… Bir çemberin tam ortasında kalmış gibiyim, kıyıya ulaşmayı bir türlü başaramıyorum… Cehennemin dibi kadar yalnızım… Ulaşamıyor kimse bana… O kadar yalnızım ki hani sağanak yağıştaki yağmur tanesi kadar… Evrendeki nokta sayısı kadar… Yürümeye yeni başlayan bir bebeğin düşme ihtimali kadar… O kadar yalnızım ki, aldığım nefesteki oksijen sayısını kullanıyorum yalnızlığımın üzerini örtmek adına… O kadar yalnızım ki, rüzgârın tenime değdirdiği saçlarıma sarılıyorum… O kadar yalnızım ki gerçek bir nefes, gerçekten uzanan bir el bekliyorum çöktüğüm yerde… Çalması gerektiği zaman çalmıyor elimdeki telefon, uzanması gerektiği şu an göremiyorum tanıdık e... Devamı

09 11 2012

BİR NOT

BİR NOT |  görsel 1

    “Seni Düşünüyorum. Ne Yalan Söyleyeyim!.. Aklım takıldı! Bir şey diyeceğim! Yok, yok demeyeceğim! Vazgeçeceğim! Aslında başka bir şeydi söylemek istediğim. Yazdım, sildim… Yazdım, sildim… Yazdım, sildim… Seni düşünüyorum ne yalan söyleyeyim. Ama sorsan söylemem! Sen anla! Hisset yaşa da. Yormak istemiyorum artık hiç kimseyi. Yorgunum zira! Yeniden kurasım yok hiç, aşka dair cümleler. Kelimeleri yan yana getiresim yok bir de, kendimi anlatmak için. Sen anla! Konuşmak istemiyorum kısaca. Konuşacak ne var ki? Benim sana gelene kadar ne yaptığım mı, senin bana gelene kadar ne yaşadığın mı? Saçma! Ne geçmişe aidim artık ne de geleceğe ve kaçırmak istemiyorum şu anı da, olmuşların, bitmişlerin, gelmişlerin, geçmişlerin laf kalabalığında. Olacakların, biteceklerin ve geleceklerin kurgusunda ya da… Ama şimdi burada, seni düşünüyorum ne yalan söyleyeyim. Ama sorsan söylemem! Sen anla! Ne şu andan öncesi ne şu andan sonrası… Dedim ya; bir tek şu an’ın ciddiyetindeyim. Hayallerim yok sana uzun uzun anlatabileceğim ama çok istersen kurarım tabi senin için ve illâ merak ediyorsan hatırlarım elbet canımın yanmışlığını da zira unutmuş değilim. Ruhumda dikiş izlerim…   Yeni bir alfabe arıyorum konuşabilmek için! Hiç söylenmemiş sözler duymaya ihtiyacım var, ve belki yeniden cümleler kurmaya ihtiyacım var, yetmiyor bildiklerim. Şimdilik, baş edilir gibi değil içime çekilmişliğim… Sözlerini duyuyorum; düşüncemi zorlayan, aklımı sana uçuran. Her anlamaya çalıştığımda merak edilen oluyorsun. Anlamak istemiyorum merak etmekten korktuğum için! Yoksa buradayım yani, yör&uum... Devamı

01 11 2012

KİM BİLİR

KİM BİLİR |  görsel 1

  Hiç düşündünüz mü şu an şu dakika acaba neler oluyor dünyada, neler yaşıyor olabilir insanlar, neler yaşanıyor çok uzak diyarlarda diye… Ben düşündüm… Kaç kişi bekliyordur acaba şu anda bir yoğun bakım odasının önünde gözünde yaşlarla… Kaç kişi bir ölünün başında sessiz çığlıklar atıyordur toprağa emanet etmeden hemen önce… Kimisi dans ediyordur müziğin ritmine kendisini kaptırmış durumda, kimisi de evinde yalnızlığına kadeh kaldırıyordur… Bir düğünün son dakikalarını yaşıyordur bazıları atılacak gelin çiçeğini havada kapma umuduyla, bazıları ise mavi bir denizin kenarında atlamaya hazırlanıyordur kaybettiği umudunun son kırıntılarıyla… Tecavüze uğramamak adına son gücüyle çırpınıyordur belki bazı kadınlar tam da şu dakika, bazı kadın süsü verilmiş çocuklar da gelin odasında dedesi yaşındaki kocalarını bekliyorlardır belki de, kim bilir… Kaç delikanlı elinde silahı ayaz gecede nöbet tutuyordur acaba şu anda… Kim bilir kaç baba evine ekmek götürmek adına çalışıyordur zor koşullarda… Kaç anne bebeğini kucağına alıp kalp atışlarını ilk defa hissediyordur, kaç kişi tam da şu anda âşık oluyordur ikinci yarısına… Kaç kişi telefon başında bekliyordur gelecek bir haber uğruna… Belki de bazıları tam boğazına geçirmek üzeredir ipi… Gülümsüyordur bazıları kendi kendine hatıralara dalmış bir şekilde… Ağlıyordur kimisi sinemada duygusal bir film izlerken… Yarın önemli bir gündür belki de kimileri için, heyecandan yerinde duramıyorlardır… Kötü bir şey olacaktır belki de yarın, korkudan duramıyordur kimileri de… ... Devamı

19 10 2012

KAPILAR

KAPILAR |  görsel 1

  “Zaman her şeyin ilacıdır” derler… Doğrudur… … BİR KORİDORA TİTİZLİKLE DİZİLMİŞ ODALAR GİBİ DIŞARIDAN BAKINCA GÜZEL AMA KAPILARI AÇINCA BİR O KADAR DA HÜZÜNLÜDÜR HATIRALAR…   Birbirinden pek de farkı yokmuş gibi görünen ancak dikkat edilince ince ayrıntılarla birbirinden ayrılabilen koridorlarla karşı karşıyayım… Yine bir rüyada mıyım yoksa gerçek bir yer mi burası bilemiyorum… İlk defa geliyor olmamın verdiği tedirginlik ile son derece tedbirli ilerliyorum. Kapıların kapalı olması ile sessizlik birleşince bir derece azalıyor şaşkınlığım… Belki de yavaş hareket etmek daha güvende hissettiriyordur insanı, kim bilir… Bildiğimden değil, sadece yüreğimin sesinin yönlendirmesiyle ilerliyorum hiçbir insan belirtisi olmayan kapalı kapılar arasında… Titizlikle yan yana dizilmiş, sayısı pek de önemli olmayan sağlı sollu odalar var önümde… Odaların üzerinde isimler… Kimisine aşinayım, kimisini çok iyi hatırlıyorum, kimisini hatırlamak istemiyorum, kimisiyle ilk kez karşılaşıyorum… İlerliyorum odaların üzerindeki isimleri okuyarak… Girmek istemiyorum hiçbirisine, zihnimde notlar alıyorum sadece aynı yolun dönüşü de olduğunu kendime hatırlatarak… Hani şu filmlerde yaşamla ölüm arasında insan zihninden geçen film kareleri var ya, tıpkı onlar gibi hatıralar geçiyor o an benim de zihnimden… … DOKUNSALAR ŞU AN, AĞLAR MIYIM ACABA, SIRF DOKUNDULAR DİYE… Sonuna geliyorum koridorun, nefes alamadığımı hissediyorum, burası mı çok havasız yoksa ben mi nefes alma yeteneğimi yitiriyorum yavaş yavaş… Pencere koşuyor yardımıma, açıyorum, derin bir nefes çekiyorum içime, bir tane daha, bir tane daha… Ancak o zaman fark... Devamı

10 10 2012

BİR ÖLÜMLÜNÜN SON BAHARI

BİR ÖLÜMLÜNÜN SON BAHARI |  görsel 1

  Bir sonbaharı daha geldi ömrümün… Bilmiyorum kaçıncı SON bahar bu bahar, sayamadım, saymadım, saymaktan vazgeçtim, kimisinde zaten saymayı bilmiyordum… Yağmurlar yağmaya başladı ilk önce bilmem kaçıncı son baharın ilk habercisi olarak. Yapraklar sarardı sonra. Kuşlar gitmeye başladılar hemen ardından… Hep bir hüzün, hep bir veda habercisiydi sonbahar, yine öyle oldu… İsminin hakkını vermeli derler ne demişse doğru demişlerin başında gelenler… O da öyle yaptı ve son sıfatının hissettirdiği hüzün yumaklarının hepsini barındırdı içinde. Yağmurun bulutlara vedası, yaprağın ağaca vedası, kuşların yuvalarına vedası, bir ölümlünün hayata vedası… Fark eder mi, veda işte, hüzün kelimesinin eş anlamlısı… Bazen zayıf düşersin hayatta… Bazen bırakırsın her şeyin ucunu… Bazen bütün duygularını bir “peki” ye sığdırırsın… Peki dersin, “Bu senin son baharın” diyen hayata… Sorgulamazsın, her -son- baharın ardından tekrar -ilk- bahar gelmiyor muydu diye… Geldiyse son bahar, sormalı bu hayat “Nedir son arzun?” diye… Düşünürsün, düşünürsün, sessizce fısıldarsın cevabını: “Bir daha görmek ilkbaharı…”   Pelin... Ekim/2012     Devamı

02 10 2012

BİZİM ABLA

BİZİM ABLA |  görsel 1

                             Güzin ablayı bilmeyen ya da duymayan yoktur sanırım… Bir zamanlar gazetedeki köşesinde dert dinleyip, dertli kişilere yol göstermeye çalışan ablamız; kendi zamanında ve kendi alanında oldukça bilinen bir şahsiyet olmayı başarmış kişiliktir. Şu anda nerededir, ne yapar, yaşıyor mu, köşesi halen var mı bilmiyorum. Neden konuya buradan girdim onu da bilmiyorum… Kızların da bir bakıma birbirinin Güzin ablası olduğuna dair kafamda yer edinmiş düşünce konuya buradan giriş yapmama sebep olmuş olabilir… Belki…                   Bir arkadaşımız arayıp da dertlerini anlatmaya başlamasın, akıl danışmasın, işte o zaman su yüzüne çıkıyor bu zihnimizin derinliklerine gizlediğimiz kişiliğimiz. Büyük bir ciddiyetle dinlerken derdini anlatan arkadaşımızı, bir yandan da biraz sonra vereceğimiz akılları kuruyoruz kafamızda, sanki bizim aklımız bize çare olabilmiş gibi… Mademki giriştik bir Pelin ablacılık rolüne o zaman devam ettirelim. Hadi itiraf edin hanginizin ruhunda bir Güzin abla gizli değil ki…                   Soru: Sevgili Pelin abla; oldukça uzun süren bir ilişkiyi yeni bitirdim, oldukça acı çekiyorum haliyle, ne yapmalıyım? Rumuz: Dertli                   Cevap: Sevgili Dertli; senin nezdinde, senin sorunundan yola çıkarak, aynı dertten yakınan tüm okuyucularıma birkaç tavsiyede bulunmak istiyorum. Henüz çok gençsin ancak bir o kadar da kritik dö... Devamı

21 09 2012

PERA

PERA |  görsel 1

Yedi tane günü olan Salaş bir haftanın İkinci el Salı gününe denk geldi Onu tanımam, Yaşı küçük, kendi büyüktü… Pera’ydı adı, İsmi kadar güzel yüzü vardı, Ayrıca Yüzü kadar güzel olmayan şansı… Ah Pera ah, Kim bilir ne hayallerin vardı… Tam yedi tane, Evet, Yedi tane dileği vardı Pera’nın, Gerisini sayamadım… On tane daha olsa Yaşı kadar dileği olacaktı hani… Ah Pera ah, Nasıl anlatsam seni yedi cihana… Satır aralarına düşen cemre gibi Hayatın bakir telaşında doğmuş Bir kız çocuğuydu Pera, Bir ailenin yedinci çocuğu, Belki de umudun son yolcusuydu… Anlatmak istedim onu yedi cihana Bilmezsiniz dedim heyhat siz onu Tanımazsınız görseniz Anlamazsınız söylediklerini dinleseniz… Rivayete göre Kanatlarındaki yedi rengi Alamet-i sema’dan alan Bin bir desenli Cıvıl cıvıl bir kelebek Çırpınırdı sadece ruhunda, Gerisi büyük bir yalan… Ah Pera ah, Nasıl anlatsam seni yedi cihana? Yedi dileği vardı Pera’nın, On ile çarptılar dileğini, Yetmiş dediler, Evlendirdiler Yetmiş yaşında biriyle… Ah Pera ah, Yedi kere tükürsen yüzlerine Tam yeri değil midir şu anda…   Pelin… Eylül/2012   ... Devamı

20 09 2012

ÇOCUK ŞARKILARI

ÇOCUK ŞARKILARI |  görsel 1

  Merhaba sevgili ablalarım, ağabeylerim…   Bendeniz henüz beş buçuk yaşında, her şeyi herkesten çok daha iyi bilen (!) amcalarımın ısrarıyla okula getirilmiş, bana göre küçük, aileme göre çok küçük, biraz önce bahsi geçen amcalara göre de yeterince büyük bir çocuğum… Okula yeni başladığım için öğretmenimin gözündeki yaş ölçütümü ise henüz bilmemekteyim.   Geçen gün doktor amcalara götürdüler beni, onu kızdıracak ne yaptım bilmiyorum ama on saniye tek ayak üzerinde durdurdu beni, hiç düşmeden durdum ama annem bu başarıma pek de memnun olmuş gibi görünmüyordu… Bazı şeyler yapmamı söyledi doktor amca, kimisini yapabildim, kimisini yapamadım… Bu çocuğa ne yazık ki “yeterince gelişmemiş” raporu veremem dedi doktor amca; söylerken kendisi üzgündü, duyunca annemle babam da üzüldü… Şaşırdım…   “Utanmasalar, sandalyede otururken ayakları yere değdi diye evlendirmeye kalkacaklar çocuğu” dedi babam eve dönerken. Daha çok şaşırdım… Ya ben yeterince büyümeden boyum uzayıverirse ve ayaklarım yere değerse oturduğum sandalyede, ne yaparım o zaman ben… Ayaklarımı aşağıya sarkıtmam ben de, olmazsa sandalyeye de oturmam hiç. Üüüü, evlenmek istemiyorum ki ben, oyun oynamak istiyorum sadece…   “Oyun oynaması gereken çocuğun okulda ne işi var” dedi sonra annem kızgınlıkla… Üüüü, oyun oynayamayacak mıyım yani artık ama ben oyun oynamayı çok seviyorum. Bu amcalar benden ne istiyorlar acaba, ne yaptım ki ben onlara…   Öyle böyle, kavga döv&u... Devamı

20 09 2012

RÜYA

RÜYA |  görsel 1

  Loş bir mekânda ruhu ışıksız kalmış bir adam… Rakı içiyor tek başına bir masada… Rakı içiyor çünkü içtiği rakının rengine benzetiyor yaşamını, biraz beyaz, epey bulanık, oldukça karışık…   Su içmek istemiyor yanında belki ama buna rağmen zorluyor kendisini su ile buluşmak adına… Arınacağını hayal ediyor su içtiği zaman, akıp gidecekmiş gibi geliyor tüm düşünceler bir şelaleden intihar edercesine…   Gri gömlek üzerine siyah süveter giymiş dertli adam… Kim bilir derdi ne ola? Sıvamış gömleğinin kollarını, belki de buruş buruş olmuş gömlek kollarını gördükçe aklına geliyordur buruşturup attığı geçmişi...   Arka fonda çalan müzik sızlatıyor ruhunu ince ince… “Seni uzaktan sevmek, aşkların en güzeli…” derken kadife sesli sanatçı; nikotin kokusuna bulanmak adına dudaklarından sızan dumanda kaybolmaya çalışıyor bir adam…   Önünde bir resim, odaklanmış gibi bakıyor çevresindeki başka kimseyi görmezcesine… Kim bilir kim ola resimdeki geçmişten gelen ya da geçmişte kalan kişi… Anason kokusu bulaşmış iki damla gözyaşı düşüyor resmin üzerine, bilinçaltını yaralayan bir kâbustan uyanırcasına irkiliyor adam o anda… Bir cerrah dikkati ve özeniyle masada bulduğu peçete ile siliyor resmi ve geri dönüyor ardından kendi çevresine kendi elleriyle kurduğu duvarlarının arasına…   Gerçek dünyaya geri dönüyor bir anda, tabakta kalan son kavun parçasını atıyor ağzına, yüzünü buruşturuyor biraz, kalkıyor oturduğu masadan, oturduğu sandalyeye astığı ceketini alıyor, para bırakıyor masanın tam ortasında duran beyaz pey... Devamı